Translate

14 Mayıs 2017 Pazar

Evrenin Fotoğrafı




Bu gördüğünüz fotoğraf Hubble adı verilen bir uzay teleskobu tarafından çekildi ve belki de tüm dünya adına çok büyük bir önem taşıyor. Şimdi bu fotoğrafı özel kılan şeyi merak ediyorsunuzdur. Muhtemelen Google görsellere girdiğinizde karşınıza bundan yüzlercesi çıkacak ama bu fotoğrafta gördüğünüz irili ufaklı renkli ışıklar birer yıldız değil, gezegen de değil… onlar birer galaksi,tıpkı bizim Samanyolu galaksisi gibi ve bu küçücük fotoğrafın içinde tam 10.000 tane galaksi var. İşte bu fotoğrafı özel kılan şey: evrenin en derin görüntüsü olması. Ayrıca gökyüzünün tamamını kapsayan bir görüntü de değil. Gökyüzümüzün sadece bir kısmından alınan bir parça. Şimdi de kafamızı yukarı kaldırdığımızda bu resimden kaç tanesiyle karşılaşacağımızı hesaplayalım. Hesap makinelerinizi yanınıza alın çünkü çok büyük sayılarla oynayacağız.
Eğer bu resmin bir çıktısını alıp bu resme Hubble teleskobunun bir benzeriyle bakmak isteseydik aralarındaki mesafe ortalama 305 metre olur. Şimdi bu uzunluğu bir kürenin yarı çapı olarak kabul edelim ve bu uzunluğu kürenin yüzey alanı formülüne yerleştirelim : 4πr2. Pi sayısını da 3,14 olarak alalım. Elimizde şu an bu var: 4x3,14x305x305=1168394.sonuç olarak 1168394 tane bu fotoğrafla tüm gökyüzünü kaplayabiliriz ayrıca bu fotoğrafta 10.000 tane galaksi olduğunu söylemiştik. 1168394x10.000=11683940000. Kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda keşfedilmeyi bekleyen 11683940000 tane galaksi var demek bu. Biz ise bu galaksilerin birinde ufacık bir gezegende yaşıyoruz. Sonsuz, karanlık bir boşlukta soluk mavi bir noktadan ibaretiz. Dünya dışında başka hayatlar keşfedilmediği sürece de bu koskoca boşlukta yalnızız. Bizden önce yaşayanlar, bizimle birlikte şu an yaşayanlar ve ileride yaşayacak olanlar, hepimiz bu toz zerreciğinin içinde sıkışmış durumdayız ve hiçbirimiz kalıcı değiliz. Dünyamız bizi bir süreliğine barındıran küçük bir konak gibi. Hepimiz bir gün bu dünyadan silineceğiz. Sahip olduğumuz her şey burada kalacak.bunları düşününce insan soruyor kendine. Madem hiçbir şey kalıcı değil ,o zaman neden bu kadar savaş çıkarıyoruz? Neden birbirimizi incitiyoruz? Neden kendimize zarar veriyoruz? Bu ego neden? Şu kısacık zamanı neden bu tarz şeylere harcıyoruz ki? Bizler sadece uzayın bilinmeyen bir noktasında bulunan galaksinin içindeki sekiz gezegenden birinde yaşayan bencil ve aptal canlılarız. Hırsımız yüzünden masum insanları katlettik, açgözlülüğümüz yüzünden diğer canlıları görmezden geldik ve onları yok ettik, bencilliğimiz yüzünden çocukların ölmesine izin verdik, nefretimiz yüzünden insanların kalbini kırıp belki de onları hayatlarını sonlandırmaya zorladık ve bunları dünyada adımızı bilen son kişi öldüğünde yeryüzünden tamamen silineceğimizi bilerek yaptık. Küçücük evimizi, dünyayı bile koruyamadık. Kendi kendimizi yok ettik.
Carl Sagan, 1977’de fırlatılan Voyager 1 uzay aracının 1990 yılında dünyaya yaklaşık 6.000.000.000 kilometre uzaklıktan çektiği videonun başında görünen fotoğraftan esinlenerek Soluk Mavi Nokta adlı kitabı yazar. Kitabın bir bölümünde şöyle der:
“ Gök bilim için mütevazi ve karakter geliştiren bir deneyim olduğu söylenir. Muhtemelen insanlığın kibrinin ahmakça oluşunun bu küçük dünyamızın uzak resminden daha iyi bir kanıtı yoktur. Bana göre, bu resim birbirimizle ilişkilerimizi daha nazikçe kurmamızın ve “soluk mavi nokta”yı koruyup ona değer vermemiz sorumluluğunun altını çizmekte. Şimdiye dek bildiğimiz tek yuvayı …”
Belki de bir gün her iki resim de insanların kendi gerçek değerlerini ve evrendeki yerlerini kavramalarını sağlar. Galaksiler , kara delikler, gezegenler için statünüzün, egonuzun, maaşınızın bir önemi yok. Neden diğer insanlar için olsun ki? Biz bu evrende yaşayan ufacık yıldız tozlarıyız. Daha fazlası değil.
Bilimle kalın…
Sadece iki şey sonsuzdur: Biri evren diğeri de insanın aptallığı. İlkinden o kadar da emin değilim.- A.Einstein 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder