Bu gördüğünüz fotoğraf Hubble adı verilen bir uzay teleskobu
tarafından çekildi ve belki de tüm dünya adına çok büyük bir önem taşıyor. Şimdi
bu fotoğrafı özel kılan şeyi merak ediyorsunuzdur. Muhtemelen Google görsellere
girdiğinizde karşınıza bundan yüzlercesi çıkacak ama bu fotoğrafta gördüğünüz
irili ufaklı renkli ışıklar birer yıldız değil, gezegen de değil… onlar birer
galaksi,tıpkı bizim Samanyolu galaksisi gibi ve bu küçücük fotoğrafın içinde
tam 10.000 tane galaksi var. İşte bu fotoğrafı özel kılan şey: evrenin en derin
görüntüsü olması. Ayrıca gökyüzünün tamamını kapsayan bir görüntü de değil. Gökyüzümüzün
sadece bir kısmından alınan bir parça. Şimdi de kafamızı yukarı kaldırdığımızda
bu resimden kaç tanesiyle karşılaşacağımızı hesaplayalım. Hesap makinelerinizi
yanınıza alın çünkü çok büyük sayılarla oynayacağız.
Eğer bu resmin bir çıktısını alıp
bu resme Hubble teleskobunun bir benzeriyle bakmak isteseydik aralarındaki mesafe
ortalama 305 metre olur. Şimdi bu uzunluğu bir kürenin yarı çapı olarak kabul
edelim ve bu uzunluğu kürenin yüzey alanı formülüne yerleştirelim : 4πr2.
Pi sayısını da 3,14 olarak alalım. Elimizde şu an bu var: 4x3,14x305x305=1168394.sonuç
olarak 1168394 tane bu fotoğrafla tüm gökyüzünü kaplayabiliriz ayrıca bu fotoğrafta
10.000 tane galaksi olduğunu söylemiştik. 1168394x10.000=11683940000. Kafamızı kaldırıp
gökyüzüne baktığımızda keşfedilmeyi bekleyen 11683940000 tane galaksi var demek
bu. Biz ise bu galaksilerin birinde ufacık bir gezegende yaşıyoruz. Sonsuz, karanlık
bir boşlukta soluk mavi bir noktadan ibaretiz. Dünya dışında başka hayatlar
keşfedilmediği sürece de bu koskoca boşlukta yalnızız. Bizden önce yaşayanlar,
bizimle birlikte şu an yaşayanlar ve ileride yaşayacak olanlar, hepimiz bu toz
zerreciğinin içinde sıkışmış durumdayız ve hiçbirimiz kalıcı değiliz. Dünyamız bizi
bir süreliğine barındıran küçük bir konak gibi. Hepimiz bir gün bu dünyadan
silineceğiz. Sahip olduğumuz her şey burada kalacak.bunları düşününce insan
soruyor kendine. Madem hiçbir şey kalıcı değil ,o zaman neden bu kadar savaş
çıkarıyoruz? Neden birbirimizi incitiyoruz? Neden kendimize zarar veriyoruz? Bu
ego neden? Şu kısacık zamanı neden bu tarz şeylere harcıyoruz ki? Bizler sadece
uzayın bilinmeyen bir noktasında bulunan galaksinin içindeki sekiz gezegenden
birinde yaşayan bencil ve aptal canlılarız. Hırsımız yüzünden masum insanları
katlettik, açgözlülüğümüz yüzünden diğer canlıları görmezden geldik ve onları
yok ettik, bencilliğimiz yüzünden çocukların ölmesine izin verdik, nefretimiz
yüzünden insanların kalbini kırıp belki de onları hayatlarını sonlandırmaya
zorladık ve bunları dünyada adımızı bilen son kişi öldüğünde yeryüzünden
tamamen silineceğimizi bilerek yaptık. Küçücük evimizi, dünyayı bile
koruyamadık. Kendi kendimizi yok ettik.
Carl Sagan, 1977’de fırlatılan
Voyager 1 uzay aracının 1990 yılında dünyaya yaklaşık 6.000.000.000 kilometre
uzaklıktan çektiği videonun başında görünen fotoğraftan esinlenerek Soluk Mavi Nokta adlı kitabı yazar. Kitabın
bir bölümünde şöyle der:
“ Gök bilim için mütevazi ve karakter geliştiren bir deneyim olduğu
söylenir. Muhtemelen insanlığın kibrinin ahmakça oluşunun bu küçük dünyamızın
uzak resminden daha iyi bir kanıtı yoktur. Bana göre, bu resim birbirimizle
ilişkilerimizi daha nazikçe kurmamızın ve “soluk mavi nokta”yı koruyup ona
değer vermemiz sorumluluğunun altını çizmekte. Şimdiye dek bildiğimiz tek
yuvayı …”
Belki de bir gün her iki resim de
insanların kendi gerçek değerlerini ve evrendeki yerlerini kavramalarını
sağlar. Galaksiler , kara delikler, gezegenler için statünüzün, egonuzun,
maaşınızın bir önemi yok. Neden diğer insanlar için olsun ki? Biz bu evrende
yaşayan ufacık yıldız tozlarıyız. Daha fazlası değil.
Bilimle kalın…
Sadece iki şey sonsuzdur: Biri evren diğeri de insanın aptallığı. İlkinden o kadar da emin değilim.- A.Einstein

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder