Korku, insanın sahip olduğu en temel duygulardan biridir ve
evrenseldir. Her insan bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde çeşitli şeylerden
korkabilir. Bu korkuların nedeni de genellikle hayatta kalma içgüdüsüdür.
İlk çağlarda insanlar öldürülme tehlikesiyle yabancılardan
ve vahşi hayvanlardan, getireceği tehlikeyi kestirememekten dolayı da gök
gürültüsünden ve karanlıktan korkmuşlardır. (ki bu onların hayatta kalmalarını
sağlamıştır.) günümüzdeki korkuların temeli bunlara dayansa da korkularımız
çağın getirilerine göre gelişmiş, artmış ve farklılaşmıştır. Örneğin evinizin
önünde kol gezen vahşi hayvanların yerini yatağınızın altındaki canavarlar
almıştır. Özetle korku da bizimle birlikte evrilmektedir.
Korkuyla ilgili en çok sorulan sorulardan biri : “korku
doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı?” sorusudur. Evrimsel psikolojiye göre biz insanlar
doğduğumuz andan itibaren insan doğasını tehdit eden uyarıcılardan korkmaya
programlıyız. Örneğin; yeni doğan bebekler yüksek sesten, küçük çocuklar karanlıktan
veya yabancılardan korkar. Gündelik hayattan edindiğimiz diğer korkular ise
öğrenilmiş korkulardır. Örneğin; küçük yaşta boğulma tehlikesi geçirmiş bir
insanın sudan korkması gibi. Evrimsel psikolojinin öne sürdüğü bu yaklaşıma göre
doğuştan gelen korkular her zaman öğrenilen korkulardan daha baskındır. Bu
öneriyi bir deney ile açıklayalım:
Amerikalı psikolog John Broadus Watson, “korku doğuştan mı
gelir yoksa sonradan mı öğrenilir?” sorusuna cevap bulabilmek için asistanı
Rosalie Rayner ile birlikte bir deney tasarlar. İkilinin denekleri ise sağlıklı
bir bebek olan sekiz aylık Albert’tır. Deneye başlamadan önce Albert’a
birkaç test yapılır. Bebeğe sırasıyla ilk kez karşılaşabileceği
nesneler gösterilir. (beyaz bir
fare,tavşan, kağıt parçaları…) Amaç, Albert’ın bunlara karşı tepkisi olup
olmadığını incelemektir. Sonuç olarak Albert, gördüğü hiçbir nesneye karşı
korku göstermez. Bu testten sonra Albert boş bir odaya götürülür. Odada bez bir
yatak haricinde hiçbir şey yoktur. Daha sonra yalnız bırakılan Albert’ın yanına
beyaz bir fare salarlar. Albert’ın fareyle arası iyidir. Ve bir sonraki aşamaya
geçilir. Albert, fareye her dokunduğunda iki demir çubuğu birbirine vurarak
rahatsız edici sesler çıkarırlar. Sesleri duyan küçük çocuk ağlamaya
başlar. Dokunmaya çalıştığı an hep aynı sesi duyduğu için bir süre sonra
fareye dokunmaktan çekinir. Deney farklı tüylü objelerle birkaç gün daha
tekrarlanır. Sonuç olarak, Albert, özellikle beyaz renkli, tüylü bir nesne
görse korkup, ağlamaya başlar. Ve bu deneyle koşullu korku kanıtlanır.
Diğer bir yaklaşıma göre, bireyin nelerden korktuğu,
korkulan uyarıcının birey ile olan ilişkisine bağlıdır. Örneğin daha önce
trafik kazası geçirmiş biri için araba yolculukları bir stres kaynağı iken geçmişte
böyle bir olay yaşamamış biri için bir stres kaynağı olmayabilir.
Şimdi de korkuyla ilgili başka bir kavrama değinelim. Fobi.
Daha önce korkuyu, canlının doğasını tehdit eden veya edebilecek olan olay ve
varlıklardan savunma içgüdüsü olarak tanımlamıştık. Fobi de bu korkunun
hastalık seviyesine ulaşmasıdır. Belirli seviyedeki korku hayatta kalmak için
gerekliyken, korkunun kontrolden çıkması yaşamı kısıtlayabilir. Yani yaşama
hizmet eden korku fobiye dönüşür. Fobiler halk arsında hastalık olarak
görülmediği için tedavi edilenlerin sayısı az olsa da fobik (fobisi olan) biri
panik atak hastasıyla hemen hemen aynı belirtileri gösterir. Ancak korkmayın
çünkü çoğu fobinin tedavisi bulunmaktadır. Sorunu çözemediğiniz zaman yardım
istemekten çekinmeyin.
Korku,neşe,üzüntü,öfke,tiksinti. Hangi ırktan, hangi ülkeden
olursanız olun bu duyguların hepsi evrenseldir. Tıpkı korku gibi. Yaşamımızın
temelinde de bu duygular vardır. Hepsi bir arada insanoğlunu oluşturan bir
formül gibidir ve hepsi birlikte bir denge içinde çalışır. Biz ise hayatımızda bu
dengeyi korumaya çalışırız. Ancak zaman zaman bu denge bozulabilir. Biri
diğerlerinin önüne geçmeye çalışabilir. O zaman geldiğinde durun. Durun ve
kontrolü elinize alın, dengenin bozulmasına engel olun. Duygularınızın esiri
olmayın. O dengenin hiç bozulmaması dileğiyle…
korkunun kaynağı gelecekte yatar. kim gelecekten kurtulmuşsa, korkacak hiç bir şeyi yoktur. M.Kundera
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder