Şu an dünya da yedi milyardan daha fazla insan yaşamakta.
Her saniye birileri ölüp, başka birileri doğmakta. Kimileri ise yaşarken
ölmekte.
Yüzyıllardır dünyadayız. Gelişip,büyüdük, çoğaldık. Yasalar
çıkarttık, kurallar koyduk. Bir sistem oluşturup o sistemin bir parçası olduk.
Her sabah milyonlarca insan uyanıyor, işine, okuluna
gidiyor, eve geliyor, yiyiyor,içiyor ve yatıyor ve yllarca bunu devam
ettiriyor. Peki ne için? Araba- ev almak, geçinmek veya hayallerine ulaşmak
için… daha beş dakika sonra ne olacağını bilmeden yıllar sonrasını düşünüyor.
Kendini buna o kadar kaptırıyor ki “şu anı” unutuyor. Bu günün değerini
bilmiyor. Nefes aldığı her saniyeyi, sevdikleriyle geçirdiği her anı veya o an
yapmakta olduğu şeyi hiçe sayıyor. Kendini geleceğe öyle kaptırıyor ki o
geleceğin geldiğini bile fark etmiyor. Zaman ne kadar hızlı geçiyor oysaki.
Yapacak bir sürü şeyi vardı. Ama şimdi yolun sonunda ve iş işten geçeli de çok
olmuş. İşte boşa gitmiş bir hayat daha! Geleceğin büyüsünden bu günü unutan
insancıklar… ne yazık!
On birinci sınıfta bir arkadaşım vardı. Bir gün birlikte
ders çalışırken “ben seneye n’apıcam?” diye yakınmıştı. Bu konuşmadan birkaç ay
sonra vefat etti. Mekanı cennet olsun. Hayatımın en zor dönemlerinden birinden
geçtim. Fakat bundan bir ders de çıkardım. Okuduğum kişisel gelişim kitaplarının
aksine yaşayarak öğrendim; Anda kalmak… basit bir eylem gibi görünse de yapması
çok zor. Çünkü bu eylem kaybolalı uzun zaman oldu. Kendi ellerimizle
yarattığımız sistemlerin köleleri haline geldik. Çok klişe bir cümle ama doğru.
Anda kalmak; o an da – yani şu anda- yapılan şeyin farkına
varmaktır. Yemek yerken, su içerken hatta bu yazıyı okurken ne yaptığınızı
bilincinde olmaktır. Kendinize “ben şu anda ne yapıyorum?” diye sorduğunuzda
aldığınız cevaptır. “şu an bu yazıyı okuyorum”. İşte şimdi şu andasınız.
Benimle beraber. Şimdi çevrenize bir bakın. Gördüğünüz her şey Şu an orada
sizinle. “o” anda…
Her zaman zamanın ne kadar hızlı geçtiğinden şikayet ederiz.
İşte bunun nedeni geleceğe olan hayranlığımız. Bu anın farkında değiliz ne
yazık ki. Elbette her şeyi bir kenara bırakın demiyorum. Yine işinize,
okulunuza gidin. Hayaller kurun. Ancak şu anı unutmayın. Bu gününüz var ama
yarınınız olmayabilir. Sevdiklerinizi bir daha göremeyebilirsiniz veya üstüne
hayaller kuracak bir geleceğiniz bile olmayabilir. Bu bizi “bu gün son günün
olsaydı ne yapardın?” sorusuna götürüyor.
Bu da aklıma bir hikaye getirdi :”bir profesör dersine girdiği sınıfa bu malum sorumuzu
sorar. Öğrencilerin kimi “ailemle vedalaşırım”, kimi “ hiç yapmadığım şeyler
yaparım”, kimi “sevgilimle zaman geçirim” tarzı cevaplar vermiş. Profesör tüm
cevapları aldıktan sonra “ bunları yapmak için bu gününüzün son gününüz mü
olması gerek?” diye sormuş.” İşte bahsettiğim şey tam olarak bu…
Bu beş dakika en değerli beş dakikanız. Onu değerlendirin
çünkü bir dahaki sefere bir beş dakikanız olmayabilir…
Nice beş dakikalara…
Evvelce yaşadıkları zamanı kötü kullanmaları, insanları geri kalan zamanlarını daha iyi kullanmaya sevketmez. -La bruyere