Translate

23 Aralık 2016 Cuma

Doğal Savunma Mekanizması

Korku, insanın sahip olduğu en temel duygulardan biridir ve evrenseldir. Her insan bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde çeşitli şeylerden korkabilir. Bu korkuların nedeni de genellikle hayatta kalma içgüdüsüdür.
İlk çağlarda insanlar öldürülme tehlikesiyle yabancılardan ve vahşi hayvanlardan, getireceği tehlikeyi kestirememekten dolayı da gök gürültüsünden ve karanlıktan korkmuşlardır. (ki bu onların hayatta kalmalarını sağlamıştır.) günümüzdeki korkuların temeli bunlara dayansa da korkularımız çağın getirilerine göre gelişmiş, artmış ve farklılaşmıştır. Örneğin evinizin önünde kol gezen vahşi hayvanların yerini yatağınızın altındaki canavarlar almıştır. Özetle korku da bizimle birlikte evrilmektedir.
Korkuyla ilgili en çok sorulan sorulardan biri : “korku doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı?” sorusudur.  Evrimsel psikolojiye göre biz insanlar doğduğumuz andan itibaren insan doğasını tehdit eden uyarıcılardan korkmaya programlıyız. Örneğin; yeni doğan bebekler yüksek sesten, küçük çocuklar karanlıktan veya yabancılardan korkar. Gündelik hayattan edindiğimiz diğer korkular ise öğrenilmiş korkulardır. Örneğin; küçük yaşta boğulma tehlikesi geçirmiş bir insanın sudan korkması gibi. Evrimsel psikolojinin öne sürdüğü bu yaklaşıma göre doğuştan gelen korkular her zaman öğrenilen korkulardan daha baskındır. Bu öneriyi bir deney ile açıklayalım:
Amerikalı psikolog John Broadus Watson, “korku doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı öğrenilir?” sorusuna cevap bulabilmek için asistanı Rosalie Rayner ile birlikte bir deney tasarlar. İkilinin denekleri ise sağlıklı bir bebek olan sekiz aylık Albert’tır. Deneye başlamadan  önce  Albert’a birkaç test yapılır. Bebeğe sırasıyla ilk kez karşılaşabileceği nesneler  gösterilir. (beyaz bir fare,tavşan, kağıt parçaları…) Amaç, Albert’ın bunlara karşı tepkisi olup olmadığını incelemektir. Sonuç olarak Albert, gördüğü hiçbir nesneye karşı korku göstermez. Bu testten sonra Albert boş bir odaya götürülür. Odada bez bir yatak haricinde hiçbir şey yoktur. Daha sonra yalnız bırakılan Albert’ın yanına beyaz bir fare salarlar. Albert’ın fareyle arası iyidir. Ve bir sonraki aşamaya geçilir. Albert, fareye her dokunduğunda iki demir çubuğu birbirine vurarak rahatsız edici sesler çıkarırlar. Sesleri duyan küçük çocuk ağlamaya başlar. Dokunmaya çalıştığı an hep aynı sesi duyduğu için bir süre sonra fareye dokunmaktan çekinir. Deney farklı tüylü objelerle birkaç gün daha tekrarlanır. Sonuç olarak, Albert, özellikle beyaz renkli, tüylü bir nesne görse korkup, ağlamaya başlar. Ve bu deneyle koşullu korku kanıtlanır.
Diğer bir yaklaşıma göre, bireyin nelerden korktuğu, korkulan uyarıcının birey ile olan ilişkisine bağlıdır. Örneğin daha önce trafik kazası geçirmiş biri için araba yolculukları bir stres kaynağı iken geçmişte böyle bir olay yaşamamış biri için bir stres kaynağı olmayabilir.
Şimdi de korkuyla ilgili başka bir kavrama değinelim. Fobi. Daha önce korkuyu, canlının doğasını tehdit eden veya edebilecek olan olay ve varlıklardan savunma içgüdüsü olarak tanımlamıştık. Fobi de bu korkunun hastalık seviyesine ulaşmasıdır. Belirli seviyedeki korku hayatta kalmak için gerekliyken, korkunun kontrolden çıkması yaşamı kısıtlayabilir. Yani yaşama hizmet eden korku fobiye dönüşür. Fobiler halk arsında hastalık olarak görülmediği için tedavi edilenlerin sayısı az olsa da fobik (fobisi olan) biri panik atak hastasıyla hemen hemen aynı belirtileri gösterir. Ancak korkmayın çünkü çoğu fobinin tedavisi bulunmaktadır. Sorunu çözemediğiniz zaman yardım istemekten çekinmeyin.

Korku,neşe,üzüntü,öfke,tiksinti. Hangi ırktan, hangi ülkeden olursanız olun bu duyguların hepsi evrenseldir. Tıpkı korku gibi. Yaşamımızın temelinde de bu duygular vardır. Hepsi bir arada insanoğlunu oluşturan bir formül gibidir ve hepsi birlikte bir denge içinde çalışır. Biz ise hayatımızda bu dengeyi korumaya çalışırız. Ancak zaman zaman bu denge bozulabilir. Biri diğerlerinin önüne geçmeye çalışabilir. O zaman geldiğinde durun. Durun ve kontrolü elinize alın, dengenin bozulmasına engel olun. Duygularınızın esiri olmayın. O dengenin hiç bozulmaması dileğiyle…
korkunun kaynağı gelecekte yatar. kim gelecekten kurtulmuşsa, korkacak hiç bir şeyi yoktur.                                                                                                         M.Kundera

17 Aralık 2016 Cumartesi

Eski Bir Tapınak Yazıtı

 "Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
  Yalnız planlarının değil, başarılarının da çıkarmaya çalış. işinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayaller başlatmış olacaksın.
  Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol, sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
   Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma. 
   Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.
   Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
   Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. 
  Hatırlar mısın doğduğun zamanları? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. sabırlı, sevecen, erdemli ol. önünde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır." 
                                                                                              (Xsentus İÖ 9.yy)